18 Mart Çanakkale Zaferi Anısına “bu vatan bizimdir “


18 Mart Çanakkale Zaferi anısına

Tıpkı  Fenerbahçeli  Kaptanı Galip’in dedigi gibi “Bu vatan bizimdir”

Gün ağarmaya başlamıştı  boğazın üzerine… Yüzbaşı  bütün gece okuduğu kitaptan başını  kaldırdı çadırın girişinden boğaza doğru baktı bir yıl önceki düşman taarruzunu düşündü. Ölenleri onların geride  bıraktıklarını… Yıllar sonra bile anlatılacak olan inanılmaz olayları bir daha yaşadı.

“En ön saftakilerin siperlerden hücuma kalkıyorlardı, onlar hücumdayken siperde bekleyenler beş dakika sonra öleceklerini bile bile huşu icinde bekliyorlar bilenleri Kuran okuyorlar ve bilmeyenleri dua ediyorlardı. Hücum edenler şehit olunca siperdekiler çıkarak hücuma tekrar devam ediyorlardı…” hatırladı.

Uzaklardan duyulan topçu ateşleri arasında cephenin kan ve barut kokusunu tekrar duydu… O vatanseverlik ateşi birden bütün benligini sardı ve damarlarında aktı. Yine olsa yine aynı şeyi yapacaklardı. Başarılı olamamıştı  düşman şimdi  yeni cephelerde yeni kuvvet toplamak pesindeydiler… Biliyordu ki yine başaramayacaklardı .

Eşi Zehra ne yapıyordu şu anda acaba bir hafta önce gelen son mektubunda kızı Leyla’nın konuşmaya başladığını yazmıştı. Doğduğundan beri görmemişti Leyla’yı…Kimbilir nasıl şeker bir şeydi. Zehra her mektubunda sana çok benziyor diyordu ama babalık işte merak ediyordu…

İçeri giren yedek subayın topuk selamı ile birden daldığı  derin düşünceleden sıyrıldı.
– Yedek subay Arif! Müsaadeniz var mı Kumandanım ?
– Buyrun Arif Bey?
– Bir maruzatım vardı kumandanım …
– Nedir?
– İzniniz olursa iki günlüğüne İstanbul’a gidip gelecektim.
– Hayırdır
– Kumandanım malumunuz Galatasaray kulübüyle maçımız var ve ben olmazsam takım sahaya çıkamaz ve maç oynanamaz.

Yüzbaşı; boyu normalden biraz uzunca, kısa kesili saçları, kaytan bıyıkları, göz çukurları çökük, elmacık kemikleri çıkık, yuvarlak yüzlü ve çenesinin sağında bir beni olan bu atletik yapıdaki gencecik yedek subayının yüzüne baktı. Çok iyi Fransızca bilen ve yüksek mühendislik eğitimi almış olan Arif sessiz ve sakin kumandanın vereceği izni bekliyordu.

Futbol Osmanlı için yeni bir oyundu. Oyunu tam bilen Türk  oyuncu bulmak ise çok zordu özellikle kurulan İstanbul liginde azınlıkların kurduğu yabancı takımlara karşı mücadele ediliyordu. Ancak özel mektepler de okuyan Türk gençleri bu oyuna cok merak salmıştı. Bir çığ  gibi büyüyen sevgi orduya da bulaşmıştı. Bahriyeliler arasında çok sevilen bir spordu futbol. Ordudaki rütbesi yüksek kumandanların bu spora destek vermesiyle ve son on yılda çok gelişmişti. Özellikle Talat Paşa’nın 1914 yılında Progres’in ismini değiştirerek Altınordu’yu desteklemesi İstanbul’daki aydınların ve saltanat dalkavuklarının en sevdiği spor dalı haline sokmuştu futbolu…

Nitekim herkes cepheye gönderilirken Altınordu’lu  futbolcular askerliklerini İstanbul’da yapıyor cepheye gitmiyorlar cuma günleri eşofmanlarını  giyip maçlara çıkıyordu çünkü Altınordu bir devlet takımıydı. Ne tuhaftır ki devlet takımı olarak görülen desteklenen Altınordu’nun karşısında başarısız  oldugu ezildigi tek takım vardı Fenerbahçe … Daha önceden  kendisine anlatılan (otomobil) Nuri hikayesi geldi aklına.

“Nuri varlıklı bir ailenin çocuğuydu ve askere gitmek istememişti. Fenerbahçe  yönetimi ise Nuri’ye “sende herkes gibi düşmanla savaşacaksın” demişti. Nuri askerlikten kaçamayacğını anlayınca Fenerbahçe  yönetimini tehdit etmiş “Eğer biraz daha üstüme gelirseniz Altınordu’ya  giderim. Ben gidersem birçok kişiyi  de beraberimde götürürüm ” demiş. Fenerbahçe  Başkanı  Hamit Hüsnü Bey’de hiddetle masaya yumruğunu vurmuş ve öfkelenerek “Haddini bil, Efendi… Fenerbahçe’de  senin gibi başka bir vatan haini bulamazsın. Çabuk bu kulüpten defol..” demişti.

Ne yazık ki o sene ki şampiyon takımdan 6 futbolcu daha Altınordu’ya geçmiş … Ve onlar giderken Fenerbahce Kaptanı Galip Kulaksızoğlu gidenlere “Ne siz, ne de sizlerin paşaları bu kulübü yıkamayacak! Sizler ve sizler gibilerin üç  kuruşluk menfaate egilen karakterleri ile bu kulüp yaşayacaksa  ölsün  daha iyi. Ağabeylerimiz ve bizler, bu kulübü sizin gibi alçaklara  payanda olsun diye kurmadık. Haydi şimdi  gidin ve askerliklerinizi Altınordu’nun gölgesinde, saray masalarında yapın. Bu vatan bizimdir, Altınordu sizin olsun…” demişti.

Aklına birden Arif Beyin içeri  girmeden önce  düşündükleri  geldi. İçi titredi. Şehit düşen askerlerini, silah arkadaşlarımı  düşündükçe Fenerbahçe  Kaptanın söyledikleri anlamı ne kadar büyüyordu  “…Haydi  şimdi  gidin ve askerliklerinizi Altınordu’nun gölgesinde, saray masalarında yapın. Bu vatan bizimdir, Altınordu sizin olsun…” . Tekrar baktı genç  yedek subayının yüzüne demek Çanakkale’de 250.000 şehiti futbol sahasında temsil etmek bu genç  çocuğa kaldıydı. O sahada oynadığı oyunla belkide cephede kaldığından çok daha fazlasını yapacaktı…

– Gidebilirsiniz Arif Bey ama pazar günü vazifenizin başında  olacaksınız?
– Sağolun!
Arif Bey yine bir topuk selamı vererek sevinçle tam çadırın dışına çıkacaktı ki…
– Bir dakika Arif Bey!
Arif Bey geri döndü .
– Bundan sonra lütfen maç  ile ilgili izin taleplerinizin Fenerbahçe  kulübü tarafından Umumi Kumandanlıktan alınmasının  uygun olacağı kanaatindeyim…Size her defansında izin vermek sizde takdir edersiniz ki benim yetkilerim dışındadır .
– Anlaşıldı  efendim dedi ve çadırdan çıktı.

Hemen yola çıkması lazımdı yol yaklaşık at sırtında bir günden fazla çekiyordu. Arkadaşlarına “Allah’a emanet olun” dedi ve çıktı  yola. Arif Bey tek başına hiç durmaksızın yol alıyordu. Çanakkale İstanbul arası aslında çok tehlikeli ölüm  kokan bir yoldu. Yolu üzerinde , dağlara  çıkmış eşkiyalık  yapan, yoldan gelip geçenleri  soyan ve can alan asker kaçaklarına rastlayabileceği gibi savaştan kaçmış düşman askeri artıklarına rastlayabilirdi. Arada bir atını dinlendirmek ve yemek için  mola veriyor sonra devam ediyordu. Maç  sabahı papazın çayıırında olacaktı. Uykusuz, at üstünde bir yolculuktan sonra aynı gün maça  çıkacaktı. Bir yerde vatanı vardı  bir yerde Fenerbahçe’si …Ve Arif Beyin ikisine olan büyük sevdası…

1917 yılının en uzun gecelerinden biriydi nerdeyse bütün  gece yol almıştı artık sabah olmuştu. Kuşdilindeki  beyaz binayı uzaktan görünce içini  garip bir sevinç kaplamıştı. Rakip Galatasaray’dı. Kaptanı Galip ağabeyde Kırklareli’nden at sırtında gelmişti. Kucaklaştılar ve o sarı  lacivert 2 numaralı formayı üstüne giydi. Maça  çıktılar. O gün 3-2 yenildi Fenerbahçe …Tarih o günü 1914-1922 yılları arasında galatasarayın Fenerbahçe’ye  karşı aldığı  tek galibiyet olarak yazacaktı… Arif Bey üstünden 2 numaralı formasını çıkardı  ve Kumandanına söz  verdiği  gibi 1917 nin en uzun gecesinde tekrar at sırtında ölüme meydan okuyarak düştü yine yollara…

Papazın çayırından cepheye, cepheden Papazın çayırına  gidip geliyordu Arif Bey…Uzun yol nedeniyle bazı maçlara  çıkamıyordu. Bu arada 1. nci Dünya Savaşı kaybedilmiş yurt işgal ediliyordu. Artık Kurtulus Savaşı ve Kuva-i Milliye yılları başlamıştı.

1919-1920 sezonu Union Clubun sahasının düşman topçu birlikleri tarafindan işgali ve daha sonra da sahada tetanoz mikrobunun tesbiti yüzünden yarıda kalmıştır. İşte bu ligin Fenerbahçe  ilk maçını  Anadoluhisarı İdmanyurdu’yla oynayacaktır. Fenerbahçe  bu sezon artık  Altınordu’nun önünde şampiyon olmak istiyordu. Savaş  yıllarında yüzbaşı olan Arif Bey için  Umum kumandanlığından izin alınmış  herşey  hazırdır. Maç  saati geldiğinde savaşın en buhranlı dönemlerinde  forması için günlerce at sırtında giden türlü tehlikeyi göze alan Arif bey yoktu. Kötü  haber hemen yayılır Fenerbahçe  savunmasının Çanakkale geçilmezi, İstihkam yüzbaşı  Emirzade Arif Bey Nigde Bor Ovasında Şehit düşmüştür.

Hemen tahta bir sandalye getirildi ve santra çizgisinin başladığı  yere kondu. Üstüne de Arif Beyin 2 numaralı forması… Elinde Altınordu gibi bir takıma giderek askerlikten muaf olmak gibi bir imkanı varken Şehit yüzbaşı Arif Bey zor olanı vatanseverliği seçmiş ve cepheden maça  maçtan cepheye at sırtında vatan savunmasıyla-Fenerbahçe  savunması arasında mekik dokumuştu. Fenerbahçe  o gün sahada 10 kişiydi  ve Anadoluhisarı İdmanyurdu’nu tarihinin en farkı skoruyla 11-1 mağlup etti. Maç  bitimi bütün  Fenerbahçeliler  Arif’in forması önünde durdu ve “Ruhun Şad Olsun Arif” dediler. Ertesi gün Şehit Arif Beyin ruhuna okutulan Mevlütte  kulüp binası gelenleri almadı.

Arif Beyin şehit oluşunun  Fenerbahçeliler  üzerinde   bıraktığı  derin yara Fenerbahçe’nin  ve Fenerbahçelilerin  yüklendiği görev  olmuştur. Arif Bey’in şehadetinden tam 1 yıl sonra Fenerbahçe  Kulübü işgal kuvvetleri genel komutanı general Harrington tarafindan 70 gün kapatılır. Daha sonra işgal kuvvetleri için  futbolda utanç dolu yıllar, Fenerbahçe  için Türk  milletinin onuru ve gururu olma savaşı başlar.

İsgal kuvvetleri ile “50 maç  yapmış, bunlardan 41 ni kazanıp 4 maçta berabere kalmış, sadece 5 maçta yenilmiştir attığı 193 gole karşılık 47 gol yemiştir.” Artık  Kurtuluş Savaşında Fenerbahçe  sahada da en ön saftadır. Anadoluda ki işgale direnişin sembolu İstanbul’da  Fenerbahçe  olur… Tıpkı
Kaptan Galip’in dedigi gibi “Bu vatan bizimdir”.

 

Alıntı: Ali KUTAY

Kaynaklar:
Şehit Arif’in bilgileri 22 websitesi ve 13 kitaptan faydalanılarak teyit edilmistir.
Bazı bölümlerin alıntıları;
Yalçın DOĞAN-Fenerbahçe  Cumhuriyeti
Sedat TAYLAN-Biz Fenerbahceliler-1965
Ali Sami ALKIŞ -Hurriyet Gazetesi-Temmuz-1992
Selahattin Duman-Sabah Gazetesi-Agustos-1996

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: